ilk Vahiy ve Son Peygamber

ilk Vahiy ve Son Peygamber

Hz. Muhammed (sav), peygamberlerin sonuncusudur. Allah onu, görevleri için, son elçi seçti ve bütün insanlığın peygamberi kıldı . önceki peygamberlerin peygamberliğine iman etmek Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine iman etmek için yeterli delildir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (sav), kendisinden sonra gelen herkese kıyamete kadar eşsiz bir örnektir. Kur’ân, onun dilinden, şöyle buyurur: “Bundan önce aranızda yıllarca bulundum, bunu düşünemezsiniz”

Son peygamber Hz. Muhammed, önceki peygamberler gibi bir insan ve kavminden birisidir; onların arasında doğdu ve büyüdü, peygamberlikten önceki hayatını onların arasında geçirdi. Kavmi onu, o da kavmini çok iyi tanıyordu, birbirlerine asla yabancı değillerdi. O, hayatının her safhasında güzel ahlak üzereydi, her yönden örnek bir insandı ; kavminden “Muhammedu’l-Emin” lakabını almıştı ; 35 yaşlarındayken Haceru’l-Esved’in Kabe’deki yerine konması gibi çok önemli bir konuda hakemlik yapmıştı . Hz. Muhammed (sav), bütün önceki peygamberler gibi bir ihtiyaca ve Hikmet’e binâen peygamber gönderildi. insanlığın gerçekten bir yol göstericiye ve mürşide ihtiyacı olduğu bir dönemde, Sünnetullah’ ın gereği olarak, Allah’ ın elçisi seçildi. Binaenaleyh Hz. Muhammed (sas)’in peygamber seçildiği sırada insanlık alemi bütünüyle tefessüh etmişti. Dünyanın doğusuna hakim olan Fars imparatorluğunda hakim inanç Mecüsilikti, batı dünyasına ise Hıristiyan kültürü hakimdi. Hind kıt’asında ve Çin’de de çeşitli inanç şekilleri mevcuttu. Hz. Peygamber’in ortaya çıktığı yer olan Arabistan’ ın durumu daha da karışıktı ; çeşitli inanışların, dinlerin, an’ane ve hurafelerin iç içe yaşadığı bir ülkeydi. Çoğunluğun benimsediği inanç putperestlikti. Tevhid Dini’nin ilk ibadet yeri kabul edilen Ka’be, 360’tan fazla putun bulunduğu, putperest Arapların zevk ve eğlence yeri haline getirdiği bir mahal halindeydi.

Zulüm, İstibdad, şehvetperestlik, inançsızlık, israf, zina, adam öldürme vb. şeyler bütün dünyayı bir kara bulut gibi kaplamıştı . Güçlüler gücünü zayıfların elinde olanları alma ve onları yok etme yolunda kullanıyorlardı. İçki, kumar, hırsızlık, yağmalama ve zina gibi bireysel ve toplumsal hayatı yok edici eylemlerin oldukça yaygın olduğu Mekke ve havalisinde ise, sosyal düzen “güçlünün zayıfa egemen olması ve ezmesi” esasına dayanıyordu. Tefecilik anlayışı ile ticaret yaparak zengin olan Mekke aristokrasisi fakirleri, yetimleri, kimsesizleri, köle ve cariyeleri insanlık dışı işkencelere tabi tutuyorlardı . Tefecilik mafyası temeli üzerinde varlığını devam ettiren iktisadi ve ticari düzen yoksulu zenginin daimi kölesi yapıyordu. Orta direk de, mevcut sosyal ve ekonomik düzen yüzünden, bir türlü belini doğrultamıyor, büyük güçlükler içinde varlığını sürdürme mücadelesi veriyordu. Özellikle kölelere ve cariyelere, savaş esirlerine, kız çocuklarına ve kadınlara insanlık dışı davranışlar reva görülüyordu. Hubel, Lât, Menat, Uzza vb. putlar adı na Ka’be civarında her türlü kötülük işlenirken, işlerin iyi gitmesi ve isteklerin gerçekleşmesi için de kahinlerden yardım dileniliyordu.

İşte böyle bir dünyada ve toplum içinde yaşayan Hz. Muhammed (sav), özellikle 35 yaşından sonra kendisini tefekküre vermişti; insanlardan uzak kalarak ibadetle meşgul olmayı adet haline getirmişti. Bu gaye ile o, sık sık Hira mağarasına giderdi. Artık, ilâhi kanunun yönettiği bir Hikmet ile bu dünyayı örten örtü kendisine açılacak, İlahi Nur onu aydınlatacak ve İahi Vahiy, Yüce Kat’tan kendisine gelecektir.

Hz. Muhammed (sav), M.S. 610 yıllarında, 40 yaşına geldiği sırada sessiz ve iddiasız bir hayat yaşıyordu. Devamlı düşünmeyi insanlardan uzak durmayı , dedikodularından kaçınmayı ve nefis mürakabesi yapmayı tercih ediyordu. Özellikle Ramazan ayında, yanına yiyecek ve içeceğini de alarak, ibadet etmek üzere Hira Mağarasına gidiyordu. O, yaşadığı bu zühd ve takva hayatı ile, bir bakıma Peygamberlik vazifesine hazırlanıyordu. Başka bir deyişle, onda görülen ruhi manevi dalgalanmalar ve başından geçen bazı fevkalade olaylar onu, ilahi bir deneme ve gelecekteki büyük şoka, ilahi vahyi kendisine getirecek meleğin görülmesine tahammül etmeye alıştırmak gayesine yönelikti.

İbn İshak der ki: “Resulullah Muhammed (sav), 40 yaşına geldiğinde Yüce Allah onu bütün insanlığa bir rahmet ve müjdeleyici olarak gönderdi. Nitekim Cenab-ı Allah daha önce gönderdiği her peygambere, kendisine inanılacağını , tasdik edileceğini ve muhaliflerine karşı yardım göreceğini vadetmiştir. Buna karşılık peygamberlerden, kendilerine inanacak ve tasdik edecek herkese dinlerini tebliğ etmeye dair söz almıştı . Bu peygamberler üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirdiler, kendilerine inananlara dinlerini öğrettiler” (17). Yine İbn İshak der ki: Yüce Allah, Muhammed (sav) aracılığı ile insanlara iyilik ve rahmet etmek istediğinde, ona peygamberlikle ilgili olarak öncelikle doğru rüya verdi. Ona o sırada gördüğü rüya güneş doğar gibi doğru çıkardı.

Allah elçisi doğru rüya görmeye devam etti. Yüce Allah, kullarına merhamet etmek ve onlara olan sonsuz nimetlerini tamamlamak istediğinde, çocukluğundan beri ilahi bir terbiye üzere yeti şen Hz. Muhammed (sav)’e, M.S. 610 yılında Ramazan ayının 27. gecesinde Cebrail’i gönderdi; O da, ona Allah’ ın kendisini peygamber seçtiği müjdesini verdi.

Allah elçisi buyurur ki; uyuyordum, elinde atlas bir kap içinde bir Kitap olduğu halde Cebrail bana geldi: “oku” dedi; ben, “okuma bilmem” (ne okuyayım) dedim. O zaman Cebrail elindeki kitapla göğsüme çöktü, o kadar bunaldım ki ölüyorum sandı m. Sonra beni bırakıp “oku” dedi. Ben, ona, gene “ben okuma bilmem” (ne okuyayım) dedim. Sonunda o bana şunları okuttu: “Oku, yaratan Rabbın adıyla. O, insanı bir mudgadan yaratandır. Oku, senin Rabbın pek kerimdir. Bilmediği şeyleri kalemle insana öğreten O’dur” (19). Ben bunları okudum, Cebrail de beni bırakıp gitti. Uyku halinden çıktığımda, okuduğum ayetler sanki kalbime yazılmış gibi hatırımda kalmıştı . Hira Mağarasından çıktım, dağın ortalarına doğru geldiğimde gökten bir ses bana “Ey Muhammed, sen Allah’ ın elçisisin, ben de Cibrilim diyordu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda Cebrail, ayaklarını gökyüzünün ufuklarına doğru sermiş bir adam şeklinde gördüm. O, devamlı olarak bana, “Ey Muhammed, sen Allah’ ın elçisisin ben de Cebrailim” diyordu.

Artık yürüyemiyordum. ileriye doğru bir adım atsam, sağa sola veya gökyüzüne baksam hep Cebrâil’i görüyordum, aynı sesi ve aynı sözleri işitiyordum”

Hz. Muhammed (sav), “ilk vahiy‘in kendisinde meydana getirdiği manevi’ korku ve endişe durumu ile evine döndü, yatağına girdi ve eşi Hatice’ye üzerini örttürdü, derin bir uykuya daldı . Uyanınca başından geçenleri hanımına anlattı ve şunları söyledi: “nefret ettiğim şu gâibten haber veren kahinlerden mi oldum acaba, bundan korkuyorum: “Hanımı onu sakinleştirici sözler söyledi: “Sen daima eli açık ve cömert idin, iyilik yapardın; fakir ve muhtaçlara daima yardıma koşardın. Muhakkak ki Allah seni şeytan önünde ne mağlup bırakır, ne de seni ter keder” . Bu sözler Hatice’nin ne kadar asil, inançlı ve yüksek fıtratlı bir kadın olduğunu gösterir.

Hatice, ertesi gün, Hz. Muhammed’i yakını Varaka’nın yanına götürdü. Varaka, Tevrat ve İncil hakkında bilgi sahibiydi. Onları dikkatle dinledikten sonra şöyle konuştu: Suphanallah, suphanallah: Sen bu ümmetin peygamberi olacaksın. Sana gelen, Sina’da Musa’ya gelen (Namus-u-Ekber adlı ) Melek’tir. Kavmin sana yalancı diyecekler, eziyet edecekler ve seni yurdundan çıkaracaklar, seninle savaşacaklar. Şayet o günlere yetişirsem, Allah için sana yardım ederim. Varaka’nın bu sözleri üzerine Hz. Muhammed (sav) sordu: Gerçekten kavmim bu yüzden bana eziyet edecekler ve yurdumdan çıkaracaklar mı ? Varaka da ona, evet onlar sana bunları yapacaklar, çünkü hiçbir peygamber yoktur ki, kendisine karşı çıkılmamış olsun, cevabını verdi. Hz. Muhammed (sav), yavaş yavaş sakinleşti, ancak kendisini daha çok ibadet ve tefekküre verdi, Rabbını zikir ve tefekkür ederek vaktini geçirdi.

İslam Tarihçileri, genellikle, ilk vahyin M.S. 610 yılında Ramazan’ ın 27. gecesi geldiğini söylerler. Ancak büyük siyer bilgini es-Süheyli, ilk vahyin Hicretten önce 13. yılın Ramazan ayının 17. gecesinde, yani Miladi 609 yılı 22 Aralık gecesinde indiğini belirtir. Milâdi 610 yılında Ramazan’ı n 27. gecesinde gelen ilk vahiyle İslam güneşi doğdu ve Hz. Muhammed (sav), 40 yaşında iken, İslam Peygamberi oldu. Böylece Hz. Muhammed’in, hayatının birinci safhası olan hususi hayatı kapanıyor, ikinci safhası olan Peygamberlik dönemi başlıyordu. Artık o, yakınlarıyla olan ilişkilerini yeni bir düzene koydu; vaktini özellikle Ka’be çevresinde tefekkür ve tezekkürle geçirmeye başladı . Tarihçiler, ilk vahiyden sonra ilahi vahyin iki-üç yıl süreyle (fetret dönemi) kesildiğinden söz ederler. Geçen bu üç yıllık sürede Hz. Muhammed (sav)’in ruhi ve manevi yapısında bazı değişiklikler ve gelişmeler oldu; hoşnutluk ve sükunet dönemi, yeni bir vecd devresini bekleyiş ; sonra teessür ve teceddüt devresi ki, o bu safhada çok zor günler ya şadı , kendisine herhangi bir hastalığın ara olabileceğinden korktu ve endişelendi. Ancak Cebrail ona tekrar görünerek tesellide bulundu ve “Ey Muhammed, korkma! Sen Allah’ ın elçisisin, ben de Cibrilim” diyerek kendisinin gerçekten Allah’ ın Peygamberi olduğunu teyid etti ve Hz. Muhammed (sav) de müteselli oldu. Bütün bunlar onun ruhunu terbiye etti ve onda manen tekamülü sağladı .

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.