Hz. Ebu Bekir Halifelik Dönemi

Hz. Ebu Bekir Halifelik Dönemi

Hz. Ebu Bekir Halifelik Dönemi, İslam Peygamberi Hz. Muhammed (sas), Miladi 20 Nisan 571 yılında doğdu, 8 Haziran 632’de öldü. Hz. Peygamber (sas)’in ölümünden sonra en önemli konu, Müslüman Toplum için, kimin halife (devlet baş kanı ) olacağı meselesiydi. Hz. Peygamber (sas), ölümünden önce, “Ümmeti yönetmek üzere, yerine geçecek kişiyi tayin etmedi. Bu hususta Kur’ân’da da bir hüküm yoktu. Böylece, Devlet Başkanı (imam-halife) seçiminin Müslümanların iradesine taalluk eden bir iş olduğu, Din’in esaslarından olmadığı hususu açıkça ortaya çıktı . Zaten ‘Halk’ ın işlerinin yürütülmesinde “mü şâvere”yi emreden bir Din’de Devlet Başkanı ‘nın tayininin seçimle olması icap eder. Aksi takdirde, halifenin Hz. Peygamber (sas) tarafından tayin edilmesi durumunda, yönetim belli bir zümrenin tekelinde kalacak ve dini bir mansıb haline gelecektir.

Üstelik, Devlet başkanının “nass” ve “vasiyet”le belirlenmemesi, Müslümanlara, ehil olan kişileri yönetime getirme ve icraatlarını murakabe etme, gerekirse yargılama hak ve yetkisini verdi, toplumun her ferdini yönetimde söz sahibi kıldı . Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in, halife seçildikten sonra halka yaptıkları konuşmalarda, yönetimde ve icraatta hata işledikleri takdirde kendilerini düzeltmelerini istemeleri kendilerinin ‘rey’ine muhtaç olduklarını bildirmeleri, halkında onlara elbette bunlar ı yapacaklarını ve hatta gerekirse yanlış yolda olan Devlet başkanını kılıçlarıyla Doğru Yola getireceklerini söylemeleri ile, baz ı Müslüman topluluklarının Hz. Osman zamanında Devlet Başkanına karşı ayaklanmaları, Hz. Osman devrinde ashabında Medine’de Halife’yi yaptığı bazı işlerden dolay ı sorgulamaları Devlet Başkan ı seçiminin Ümmet’in ihtiyar, ve hür iradesiyle olduğunun uygulamadaki aç ık örnekleri ve delilleridir.

Bununla birlikte Müslümanlar, Hz. Peygamber (sas)’in ölümünden sonra, “hilâfet-imâmet” konusunda ihtilaf ettiler; çünkü Resulullah (sas), kendisinden sonra islam Devletini yönetecek kimse hakkında sözlü veya yazılı bir açıklamada bulunmadan ölmüştü. Ashap, Hz. Peygamber (sas)’in ölümünün etkisiyle büyük bir üzüntü ve telaşa kapıldılar, derhal Müslüman Toplumu yönetecek kişiyi aramaya koyuldular.

Devlet Başkanlığının (imâmetin) ‘nass’ ve ‘vasiyet’le olduğunu kabul ederek, İmam’ın doğrudan Hz. Muhammed (sas) tarafından ‘tayin’ edildiğini, dolayısıyla “Ümmet’in ihtiyarı ” ile imam’ın tayin edilemeyeceğini söylerler. İlk imam’ın, imâmeti nass ve vasiyetle sabit olan Ali b. Ebû Talib olduğunu savunan Şiilik, Gadir-i Hum, ‘Vasiyetname’ veya Kırtas olaylarını , hatta bazı Kur’ân ayetlerini görüşlerine delil gösterirler. Fakat bu olaylar ve onların vukuu ile ilgili rivayetler devamlı olarak Şiilik ile Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf konusu oldu. İmâmet konusunda Ümmet arasında çıkan bu ihtilaf, günümüze kadar bütün şiddetiyle süregelmiştir.

Medine’li Müslümanlar (Ensâr), Hz. Muhammed (sas)’in ölümü sonrasında Saide oğulları gölgeliğinde (Sakifetu beni Saide) toplanarak içlerinde birini devlet başkanı tayin etmek istediler. Adayları , o sırada yaşlı ve hasta durumda olan Übade oğlu Sa’d idi. Hasta yatağından alınıp toplantı yerine getirilen Sa’d, Hilafetin- Evs ve Hazrec olmak üzere-Ensar’ ın hakimiyetinde kalmasını istediğinden, halife olması teklifini kabul etti. Sa’d b. Übade, yaptığı konuşmada, Ensar’ın İslâmı önce kabul etmek, Resulullah ve Mekke’li Müslümanlar (Muhacirün)’ı korumak ile, Allah yolunda malları ve canları ile cihat etmek vs. ile fazilet kazandığını dolayısıyla Devlet Başkanlığının kendilerinin hakkı olduğunu söyledi.

Ensar’ın devlet başkanı seçimi için Saide oğulları Gölgeliğinde toplandıklarını öğrenen Hz. Ömer, durumu Hz. Ebu Bekir ve öteki göçmen müslümanlara bildirdi. Ebu Bekr, Ebü Übade ve Ömer birlikte toplantı yerine geldiler. İmametle ilgili müzakere çok uzun sürdü ve şiddetli tartışmalara yol açtı . Hâlifenin Ensar’- dan mı Muhacirlerden mi olması münakaşası çeşitli görüşlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Birisi Göçmen Müslümanlar’dan ötekisi’de Medine’lilerden olmak üzere iki taraftan birer başkanın seçilmesi bile teklif edildi, fakat bu fikir gerek Habbab b. Münir gibi Ensâr gerekse orada bulunan muhacirlerce kabul edilmedi.

Medine’li Müslümanların konuşmalarından ve tekliflerinden sonra, muhacirler söz aldılar; Hilafet konusundaki görüşlerini açıkladılar. Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir, Muhacirlerin İslâm’daki yerinden ve Arap kabilelerin ‘reislik’ anlayışından bahseden birer konuşma yaptılar… Muhacirlerin emirler, Ensarın da vezirler olduğu ifade edildi. Ensâr’dan Sa’d oğlu Beşir’in emirliğe Kureyş ‘in daha layık olduğunu söylemesi ve toplantıya iştirak edenlerin de bu görüşü benimsemesi üzerine tartışma durdu, sonunda Hz. Ebu Bekr halife seçildi. Orada bulunan herkes, Übâde oğlu Sa’d dışında, halifeye beyat etti .

Kureyş soyundan oluşu ve Müslüman olmadaki önceliği, Resulullah’a yakınlığı , Müslüman Topluma baş kanlık edebilecek, İslam devletinin güçlenmesini ve yayılmasını sağlayabilecek yetenekte görünüşlü ve benzeri özellikler Hz. Ebu Bekr’in halife seçilmesinde etkili oldu. Hilâfetin nass ve vasiyet yoluyla olmadığını bilen Mekke’li ve Medine’li müslümanlar, halifenin tayini konusunda Kur’ân’dan veya Sünnet’ten bir delil aramaya çalışmadılar; bu işin Müslümanların hür iradesine bırakılmış olduğu noktasında birleştiler.

Hz. Peygamber (sas)’in en yakını olmaları sebebiyle techiz ve tekfin işleriyle meşgul olan Hz. Ali ve Haşimoğullarına mensup bazı kimseler ile, toplantıda bulunamayan Zübeyr b. el-Avvam, Mikdad b. el-Esved, Selman el-Fârisi Ammar b. Yâsir, Ebû Zer el-Gifari gibi sahabiler halife Hz. Ebii Bekr’e daha sonra beyat ettiler .

Bir bakıma bu durumu ile çözümlenmiş görünen hilafet meselesi daha sonraları bazı çevrelerce devamlı dile getirildi, Müslüman Toplumun bölünüp parçalanması yönünde siyasi ve dini istismar aracı yapıldı ve adına birçok fırka ortaya çıktı.

Bu Yazıya Emoji ile Tepki Ver

0
0
0
0
0
0
0
0
0

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir!

Makale Hakkında Yorum Yapın!

Bir Cevap Yazın

Makale Hakkında Yapılan Yorumlar

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.